Blog



Bir Harabe Hikayesi

post img
Cum, Haz 26

Bir Harabe Hikayesi

Hava erkenden karardığından gündelik işleri çabuk bitirmek gerekiyordu. Günlerin kısa gecelerin uzun olduğu bu dönemde işleri dar vakitte halletme dönemiydi. Bu sebepten akşam olmadan sobanın üstünde yemek hızlıca pişer ve hane halkı sobanın yanında, yerde yemeğini yerdi. Akşam saat 8 olmadan yemek telaşesi bitmeliydi. 8 den sonra her an kapı çalabilir, misafir gelebilirdi. Size tuhaf gelebilir ama önceden randevulaşarak misafirlik adeti yok buralarda. O yüzden hazırlıklı olmak gerekirdi. 

Yine böyle soğuk bir Aralık akşamı yemekten sonra sofra toplanırken çocuklar sobanın üstünde kestane pişirmenin tatlı telaşına düşmüşken kapı çaldı. Gelen kişi kapıyı çalarken de Selendi. Sahi buna ne gerek vardı, kapıyı çalması yetmez miydi? Çocukken buna ne gerek vardı diye düşünürdüm hep ama şimdi daha iyi anlıyorum. Bu aslında evde, erkek varsa hızlıca toparlanması için bir işaretti. Çok da mantıklıymış. Kapı açıldı ve buyur edildi. Kapının açılması ile içeri dolan poyrazın soğukluğu bir anda sobanın ferini söndürdü. İçeri alınan misafire sobanın yakınında yer göstermek gerekirdi ve öyle de oldu. Eğer gelen misafir tek ise genelde evin erkeği kahvehaneye giderdi ki kadın kadına daha rahat konuşulsun. Kasım ve Aralık aylarında yapılan ev ziyaretlerinin konusu genelde bellidir. Komşu komşusunu işe davet eder. Evet bu imece usulü yapılan bir dayanışma örneğidir. Gelen misafir evin hanımına "bu hafta benim falan tarlaya gidelim sonraki hafta da ben senin tarlaya geleyim çalışmaya."formatında olur misafirlik konusu. Eee zeytin bu aylarca bekleyemez dalında. Hızlıca hasat edip, yağını sıktırmak lazım. Bunu bilen köy ahalisi birbirine destek olur ve elbirlik işler hallolurdu.

1980 yılından evvel bu yöntem yerine zeytinlikte yatılı usulü çalışma daha yaygınmış. Şayet zeytinlik çok büyük ise bir tayfa zeytinlikte yatılı usül kalır ve toplarmış zeytinleri. Kocaman bir oda, odanın ortasında soba ve bir köşede üst üste istif edilmiş döşekler. Bu geniş odada kalan işçiler aile olduğu için, babası, annesi, çocuklar hep burada kalırdı. Sabah gün ışımadan kahvaltı yapılır ve herkes zeytin ağaçlarına geri dönerdi. Hem zamandan kazanç hem de ulaşım maliyeti olmamasından dolayı yatılı tayfa bir dönem çok yaygın idi. İşte bu gördüğünüz fotoğraf 1950'li yıllarda yapıldığı tahmin edilen bir ev. 'Damın Ardı' diye adlandırılan bu zeytinliğimizde sadece duvarları kalan bu yer bir dönem ailelerin aylarca konakladığı yerdi. Akşama kadar çalışıldıktan sonra gece uyumadan önce koca bir bölme odunun sobaya atıldığında, tavana vuran yalazgıda kimbilir neler hissettirdi insanlara. Evin genç kızı sevdiği ile bir yuva kurma hayali kurarken, evin babası hasat sonu alacağı parayla evinin bir eksiğini kapatma hayalini kuruyordu belki de. Evin annesi ise yine çocuklarının geleceği üzerine düşüncelere kapılıyordu, tavana vuran yalazgının dansında. Bir zamanlar birçok hayale şahitlik eden tavan artık yok, ancak duvarlardan kalan yıkıntılar kısmen de olsa ayakta. Sanki bizi unutmayın der gibi. Hani derler ya dili olsa da anlatsa. Öyle bir şey bu da. Yüz yaşını geçmiş ağaçların arasında kalan bu harabe birçok insandan daha fazla şeye şahitlik etmişler. Durup şöyle bir bakınca sessizce şahitliklerini anlatıyor sanki.

Olivkoy Sızma Zeytinyağı © 2019 | Tasarım ve Yazılım :® Erginyazilim.com